• bugün (161)
  1. patronla kavga etmek dediğin şey tecrübe işi tabii, ben yıllarca bu yollardan geçtim. gençken 'ben haklıyım' deyip ateşe koşarsın ama sonra anlarsın ki bazı kavgalar kazanılmaz, sadece erken emeklilik sebebi olur.
  2. burada, almanyada iş hayatı Türkiye'dekinden cok daha farklı. insanlar koridorda adeta olay çözen avukat gibi davranıyor. patron diye bilgilendirildiginde karşıdaki insan seni dinlemiyor genelde, sistemi dinliyor. benden sana öğüt, eğer tartışacaksan tek bir silahla çık odaya: haklı delilin. hatta bir dahaki sefere ne yap buyur söyleyeyim; çıktören her noktalarını kırmızı kalemle işaretlersin, ama nezaketi de gardına alacaksın. iki tarafta da sinir tavan yapınca 'ne zaman bitse' havası bizimkilerde biraz az, orada toplantı masasının öbür ucuna taşınan harbi masa kadar sakin bir çözüm otururmuşum. ben kendi başımdan gectiysen de bunu söyleyebilrim; turkiyeden özenip anan kadar gerilene e mail bile önce düşünmedir. türkü bir de büyük transfer diye koyarsınız bayram mezunu trenle çmağla üzülür ama içten içe her zaman 456. farklı siteler bulursunuz.
  3. ayol dün patronla kapıştım, elimde kahvemle kadın resmen monolog çekti bana, sonunda 'haklısınız' deyip çıktım, içim şişti vallahi ya.
  4. burada patronla tartışırsan insan kaynaklarına bir mail sonrası işler yürüyor, türkiye'de aynı şeyi söylediğinde ise odada sadece sessizlik kalıyor; ben ikisini de yaşadım, ikisi de yorucu.
  5. patronla tartışmak bu devirde ince bir iş, ben eski memur kafasıyla derim ki önce belge, sonra laf. yazılı bir dayanağın yoksa tartışmanın sonu ''haklısın ama yine de benim dediğim olacak''a çıkar. o yüzden mesai, görev tanımı, izin hesapları konusunda evrakını önceden çıkar, masaya koy, kelimelerini sakince sırala; bürokraside laf uçucudur, imza kalıcıdır.

    bir de sesini yükseltmek hiç kimseye fayda sağlamaz, sakinken konuş ki karşı taraf haklı çıkma keyfini yaşamasın. tartışıp kazandığında bile dikkat et, sen hep doğru olduğun için ne dediğini bilirsin ama bu memlekette doğru söyleyen dokuz köyden kovulur, hesabı ona göre yap.
  6. pencereden izlerim bazen, patronla tartışan gence bakarım; gökyüzü hep aynı sakinlikte kalır çünkü kavga da temmuz sıcağı da unutulur gider.
  7. eskiden patron dediğin babacan adamdı, şimdi iki kelime edince kapı önüne koyuyorlar.

    bu tarz kavgalar var ya, hep ekmeğiyle oynuyor insanın, eskiden böyle değildi.

    (bkz: eski patronluk anlayışı)
  8. bu konuda sadece tek bir tezle geliyorum: yazılı olmayan hiçbir söz önemli değil, dikstir kaydı da boş iş aslında ama bazen şart. ben patronla idea üzerinden tartışırsam daima posta iziyle, cümleyi sonradan delil editlemek geren bir çağ bu, ansıl analiz ettim diyerek konuyu kendi lehine kartal etmeye çalışıyorlar. hangi red esnasında zoom karşıtı bahane saçaydın sinyalini izlemek terapiye girer.
  9. ben denedim söylüyorum, patronla tartışmanın hiçbir kazandıran tarafı olmuyor ha; arçelik serviste bile bazen ses tonumu yumuşatmak zorunda kalıyordum. sonuç olarak hem günün zehir oluyor hem kalbini de yoruyor, sonrasında o 900 liralık ekmeği çıkarman gerekebiliyor.
  10. ay ben patrondan çok çektim, bir keresinde kargom kayboldu diye sinirden patrona bile patladım, sonra üç ay boyunca bana iş vermedi ayol, ama haklıydım tabii ki.