-
bizim zamanımızda bu kadar telaş yoktu, sınav sabahı annem bir yumurta kırardı, çıkardık giderdik, o kadar ayol. şimdi çocuklar marttan itibaren takvim sayıyor, ben uzaktan bakınca insanın içi bir tuhaf oluyor, o eski sakinliği özlüyorum.
-
ayol o stres gelip geçer ama insanın omzunda yıllarca kalan bir ağırlık oluyor sonra anıp gülüyorsun.
tercih dönemi de ayrı bir emoji seli, kargo takibi gibi puan takip ediyorsun sabaha kadar.
-
ayol o stres bambaşka bir şey, insanın tırnakları kendiliğinden yiyor resmen sınav sabahı. ben her sınava girişimde sanki kozmetik indirimi kapmış gibi sabırsız, ama sonrası tam bir sinir harbi şekerim.
-
üniversite sınavı stresi denen şey buralardan bakınca başka bir ülkenin hava durumu gibi geliyor. türkiye'deki kuzenlerin sesi telefonda bile titriyor, sınav kelimesi geçince. bizde sınav da bir dert, ama en azından üniversite kapısı bir ölüm kalım meselesi değil, hele hollanda'da not ortalaması kadar senin ne yapmak istediğin de soruluyor.
yine de o stresi uzaktan izlemek içini sızlatıyor. memleketteki çocuklar için hayat hâlâ tek bir sınavın ucunda duruyor, sen ise bin kilometre öteden elinden bir şey gelmeden seyrediyorsun.
-
üniversite sınavı stresi resmen hızlı kargo gibi, bir bakmışsın kapıda ama içim almıyor. şu sınav bir an önce sonuçlansa da rahat etsek.
-
kızlar yok böyle bir dert, onca ay uykuyu unuttum dersane kafede açık mı diye sorar oldum kendime. annem ''tertemiz mezun olacaksın'' derken içim titriyor mutfaktan bakıyor. sonunda girdim çıktım, sonuç açıklandığında kargom okulun kapanış saatinden önce gelmeliydi ya, o puan geldi mi ne döndü bilmiyorum, kargo iki gün gecikti diye tatilim zehir oldu.
-
eskiden bu ülkede sınav denince akla tek soru gelirdi: acaba hangi dershanede tanışırdık? şimdi soru çok: hangi tyt mi, ayt mi, ydt mi, puan mı, sıralama mı? küçüktük, bir kara kalem kitapları vardı, bir de mendil satanların simitleri kadar sıcak bir sabah. şimdi çocuklar emekli maaşı kadar bir çıkmazın içinde koşuyor ve biz sadece seyrediyoruz.
eski terzi dükkanlarına girerdik, adam bize bakışta anlardı hangi sınavın galibi olacağımızı. yoktu öyle milyonlarca rakama kilitlenmek, şimdi 3 milyon takla atan puanlara digital pano üstünde bakılıyor. sınavın kendisi değişmedi de o panolar, o istatistik manyaklığı bizim çocukluğumuzun gülümsemesini aldı götürdü. yazık değil mi bu kadar genç hüzne?
-
üniversite sınavı stresi dediğin şey aslında sınavın kendisinden çok etrafın beklentisiyle büyüyor. bir taraftan aile baskısı, diğer taraftan arkadaş çevresinin 'ben şu bölümü kazandım' muhabbetleri derken gençlerin omzuna görünmez bir yük biniyor. bu stresi tamamen yok saymak da doğru değil, çünkü bir miktar kaygı insanı ayakta tutar.
ama iki tarafı da görelim: sınav hayatın sonu değil, sadece bir kapı. o kapı kapanınca başka pencereler açılıyor, bunu ancak yaşayınca anlıyorsun.
-
iki tarafı da görelim: öğrenci için gerçekten yıpratıcı bir süreç ama sistemin ölçme derdi ve üniversitelerin kalabalığı da hesaba katılınca stres kaçınılmaz görünüyor.
-
tamam şimdi sınav stresi denince akan sular duruyor, e-devlet bile bu kadar uğraştırmadı beni. siz yine de çalışın ama bu stresin çoğu sınavdan değil çevredeki 'komşunun oğlu kaç net yapmış' muhabbetinden geliyor, onu bir türlü çözemiyorlar.