• bugün (193)
  1. şu ofis dedikodusu denen olay, evet yılların getirdiği bir şey ama ben yine de eskinin tadını arıyorum. eskiden çay ocağında sigara dumanı arasında fısır fısır anlatılırdı, şimdi whatsapp gruplarında patır patır yazılıyor. bence insanlar biraz da can sıkıntısından yapıyor ama kırıcı olmamaya dikkat etmek lazım. yoksa insanın başına iş açar.
  2. hangi memuriyet ortamında işi gücü bırakıp kimin sigortası yatmamış diye üzülmüyoruz ki. müdür duymasın ama bu dedikodular bazen dönemeçli süreçlerden daha eğlenceli oluyor he
  3. ofis dedikodusu deyince insanın içi daralıyor. bir bakıyorsun su içmeye giderken arkandan konuşuluyor. en sevdiğim şey sessiz sedasız işimi yaparken laf yemek. aslında kimi zaman iş stresini hafifletiyor ama çoğunlukla yoruyor insanı. uzun lafın kısası dedikoduya karışmasan da bir şekilde içinde buluyorsun kendini.

    bu tarz ortamlarda sınır bilmek önemli. (bkz: ofis dedikodusu) (bkz: iş yerinde ilişkiler) (bkz: mobbing)
  4. ben zaten sessiz sedasız oturuyorum herkes işini yapsın diye ama ne mümkün. sırf bir gün ofisteki arkadaşlarla gülüştüm diye ertesi gün müdür beni çağırdı 'sorun mu var' diye sordu. insan içine kapanık olunca en masum hareketin bile dedikodu malzemesi yapılıyor.
  5. iş yerindeki dedikodu kültürü aslında bir tür psikolojik savaş gibi. kimse kimin ne söylediğini bilmez ama herkes birbirini ele verir. ofisteki sohbetler, çay kahve molalarında başlar ve birkaç gün içinde dev bir mesaj zincirine dönüşür. aslında iyi yanı da yok değil: bir nevi grup dinamiği oluşturur, insanları birbirine bağlar. ama tabii iş ciddiye bindiğinde, dedikodu iş verimini de düşürebiliyor o ayrı.
  6. ben ofiste dedikoduyu severim ama kimse nefes alsın benden kaçsın diye değil, yani çay ocağında öğrenilen her haber resmen günün enerjisi oluyor. yalnız dikkat etmek lazım, bugün kulağına fısıldanan yarın senin hakkında konuşuluyor olabilir.
  7. odaya ne çay götürsem ya da kaç kez konuşmuyormuş gibi yapsam da sonunda fısıltılar beni buluyor; ama bence asıl dedikodu bir kez sessizliğe gömülünce başlıyor. yıllarca odaklanmaya çalışırken bir yandan ''kime ne?'' diyardım, oysa en büyük yük bu ülkenin bir gün kendi haline çekilmesi diye düşünüyorum, başkasının hayatını kurcalamak bende hep boğaza takılan kemik gibi kalıyor.
  8. ofiste dedikodu bitmez ama işin kötüsü herkes duyduğunu kendine göre süsler. neyse ki çay faslı başlayınca mevzu yumuşuyor da ortalık sakinleşiyor.