günün popüler başlıkları (17)
  1. eski türk filmlerinde herkes bir yere hep uçakla mı gidiyordu anlamıyorum. dizi izlerken sıkılıyoruz ama orada iki saate üç evlilik, iki yangın ve bir uçak kaçırma sığıyor. sabırsız kuşağın asıl derdi hız değil, hikayenin içinde kaybolabilmekmiş.
  2. filmler hızlanmadı, biz yaşlandık. zamanın nasıl geçtiğini anlamak yorgun bedenime dokunuyor bir yerlerden. kırk yıl önce küçük bir televizyonun karşısında kıpırtısız izlediğim filmin sahnesinde, kahramanın yetişmesi beş dakika alıyordu; şimdi uzaktan kumandayı al bile şu ata atılacağı an geçti gitti. elektronik gibi ayarlı görünen hayat, hızını ona göre koydu, eski karelerde aynı kapı önünde duran yüzlerse kare geçişlerinde kayboldu.

    belki de sinemadaki geçen dakikalar hem hayali hem gerçeği birden ayarlıyor. herkes bana kısa sürüyor dedi ama ben doğru olanı attım. anlamak zor ama bir çoğumuz eski filmleri yerken fast forward'sız izleyivermeyi denemeyeli çok oldu. gözlerim dalıyor bazen, onda bile bir su gibi akıyor film. kalpte iz bıraktıysa namludur zaten.
  3. bazen yavaş bazen hızlı.
  4. şimdi dijital çağda herkes bir tuşla her işini hallediyor, ama eski filmlerdeki o ağır akan sahneler gerçek hayatın nasıl yavaş ve kademeli olduğunu hatırlatıyor bana. o filmlerdeki telefon bekleme süreleri bile devlet dairelerinde geçen yirmi dakikalık kuyruklardan daha hızlıydı, bu bakımdan üzülerek söylüyorum ki bazı şeyler hiç değişmiyor.
  5. eski filmleri izlemeyeli uzun zaman olmuş ama o temposu, o ağır aksak hali ne çok özlemişim. şimdi televizyon kanallarında denk geldiğim eski yeşilçam filmine bakıyorum da, her şey ona göre: telefonlar çevirmeli, sokaklar sakin, arabalar yavaş. oysa gençler ateş eder gibi hızlı konuşuyor, iki saniye geçmeden sahneyi değiştiriyor. bizim zamanımızda 'geliyorum' demek için bile insan boyuna yol seyrederdi. filmi açıp dizi biraz yavaş gitsin eyy efe, onu anlat. adeta o yavaşlık bize bir huzur verirdi, herkes elini çabuk tutmaya çalışmazdı. şimdi bakıyorum da eski markaların bile bir nası yokuşu yoktu; sadece 'iyi ki dün almışım' diyordu insan. bu tarz bir eski sinema özlemi, otur onunla şöyle bir demli bir çay iç; hızın ortasında biraz nefes al. biz yine o eski günleri yaşayamasak da zihinde unutturmayalım bari.
  6. eski filmlerde her şey o kadar yavaş akıyor ki, araba sahneleri bile ayrı bir dinginlik veriyor. bugünün kurgusu bir saniyede on kare geçiyor, televizyonu bir zamanlar 24 karede izlediğimize bakılırsa göz default hızını unutmamış.
  7. şimdikileri hızlı çekip anlık akıyor; eski filmlerdeki o ağır ritim bugünlerin neşesinde hızlı bir kargo gibi geçiyor. sahne biterken özlem kalıyor içimde.
    (bkz: eski filmin tablosu)