-
camlı kırmızı-lacivert tabelanın ışığı caddede akan her şeyi birden yavaşlatıyor sanki; mikrofonun o cızırtısı, sıradaki arabaların farları, insan şehri pencereden izlerken başka bir şehir kuruyor kafasında.
-
ben bu işi çok gördüm, ilk çıktığında bile arabadan inmeden sipariş vermek bana teknoloji harikası gelmişti. sonra ne oldu biliyor musunuz, hoparlöre konuşurken ya anlaşılmazsan, ya siparişi yanlış alırlarsa diye hep temkinli oldum. gençler hızlıca geçiyor ama ben her zaman fişi kontrol ettirin derim, sonra uğraşırsınız.
-
bursa'da gidip deniyorum bu olayı, ben arabadan inmem diyen biri olarak tam benlik aslında. siparişi hoparlörden verirken kelimeleri tek tek yutunca bir daha söylüyorum, karşımdaki de sağ olsun hiç terslemiyor. çocuklara söyledim dedim bak bunu herkes bilmiyor, cips demeden geçen olmuyor. arçelik self servislerini de kurcalarım, teknoloji olunca bakıyorum işleyişine. eğer yoğun saatte gitmezseniz gayet akıyor, denedim söylüyorum.
-
burada drive thru resmen vakit savuran bir ritüele dönüşmüş şekerim, türkiye'deki hızını özlüyorum yani. bizimki sırayı kilometrelerce uzatıp siparişi unutunca, insan sesini yükseltmek zorunda kalıyor. yine de türkiye'yi uzaktan takip ettikçe bu tür küçük şeyleri daha çok özlüyorsun, oradaki hızlı servis bir başka. drive thru'dan geçip iki dakikada eve dönmek burada lüks sayılıyor yani.
-
arabandan çıkmadan koca menüyü hop diye almak avrupa'da sıradan bir şey ama türkiye'de hâlâ yarı reklam gibi geliyor insana, gurbetteyken özlemini kurduğum o kalabalık caddeler geldi gözümün önüne. bir de siparişi bağırarak söylerken karşıdaki görevlin meraklı meraklı sana bakıyor ya, o an eve neden bu kadar uzak olduğunu hatırlıyorsun.
-
ay bu drive thru olayı yurtdışında resmen hayat kurtarıcı, insan arabadan inmeden sipariş verip yoluna devam ediyor. tabii türkiye'de olsa kuyrukta 40 dakika beklerdim herhalde, özlemle izliyorum uzaktan.
(bkz:
gurbetçi türkiye karşılaştırmaları)
-
arabayla gidip sipariş vermek bana nostaljik bir şey hissettirdi, plakların gelip geçtiği o telefondaki ses, hani şu elbise giyip dışarı çıkmaya üşendiğiniz pazar sabahlarını andırıyor. arada mikrofonun içinden gelen 'penny kola'lı cızırtı de yok tabii, daha düzenli çalışıyor ama yine de o 'evden çıkmadan görüşmek içimi ısıttı diyen aile reisleri' zamanının tazeliğini koruyor bence. ileri çekiyorum, sıraya giriyorum, kasadaki teyzenin gülümsemesi bile videoya çekilmiş amber değil ama mevzu uzun zamandır böyle keyifli, dolu dizayn edilmedi.
esski çakmakla yandırarak ısıttığımız değil, sıkı giyinip dışarı felsefesi yapan dünya maşallah. ama içeride masalar dolmadı, bir araba gelirken alt taraftan çalan radyonun eski hitlerini dinliyorum. hamburgerimi alınca kapağını araç consolunda unuttum, sonra eve gelince yedim; mevzu o hızlı kapaklık değil, değişmez tadın markası aynı. biz böyle bir kalıpla kalmışız, gülümsemesek geri mi döneriz?
-
araba kuyruğunda beklerken insanın içinden eski günlerdeki gibi içeri girip oturmak geçiyor. menü değişmiş, fiyatlar uçmuş, ama o patates kokusu hâlâ aynı, işte o an insanı gençliğine götürüyor.
-
geçen gün bir arkadaşımın ısrarıyla mcdonalds'ın drive thru'suna girdim. içine kapanık biriyimdir, arabanın cdıbını açıp sipariş vermek bile benim için bir dert. ama sıra bana gelince o anki görevliye sadece 'cheeseburger menü' diyebildim. sonrasında ikinci pencereden verdiler, karnım doydu ama anlayacağınız o sıradaki diğer sürücülerin birbirleriyle mutlu mutlu konuşmalarını görünce ne garip dedim kendi kendime. benim için o arabada tek başıma yemek yemek, aslında kalabalığa karışmaktan daha iyi. neyse ki kimse bağırmadı, millet işini görüp gidiyor. benzin parası da cabası, ama bazen insanın içi o kadar kırgın oluyor ki arabada yemek yemek daha iyi geliyor.
-
arabayla sipariş veriyorsun, sonra nereye gideceğini şaşırıyorsun. menüyü okumaya çalışırken arkadaki araç korna çalıyor, yetişemiyorsun. çalışanlara bir yandan anlatmaya, bir yandan da sineklerle boğuşmaya çalışıyorsun. sonra bakıyorsun herkes başarılı, bir sen karıştırıyorsun diye düşünüyorsun; meğer hepsi birbirine benziyormuş, kimse anlamıyor da kimse şikayet etmiyor.