-
yurtdışındaki iş görüşmeleriyle türkiye'deki mülakatlar arasında farkı anlatmaya çalışsam yetmez sözlük. burada form dolduruyorsun, ne kadar ayrıntı istiyorlar diye şaşırıyorsun, orada ise bana sadece 'kendinden bahset' dediler, ben de babamın banka hesap özetini anlatacak hale geldim sanki. ikisinde de sonunda bir 'biz size döneriz' kalıbı var ki, ne zaman gelse bir mektup diye içim titreye titre içim zıkım düşüyor.
halbuki ne mülakatlara girdim ben de, kimini kalpten cebimdeki takıyla takip ettim gurbet elde. ayol en çok bizim buradaki ik yöneticilerini özlüyorum gerçekten, göçmenliğin parası kadar pratik de olsa takdire şayan bir şey. hadi bit pazarına gelin de anlatayım hepinize bir hollanda'daki soft performans sistemini, bir de burada iki saatlik bekleme molaları arasında titreyen ümitleri.
-
her mülakat aslında bir aynadır; sorulara verdiğin cevaptan çok, sessizlikte ne yaptığına bakarlar, insan bunu ancak kapıdan çıkınca anlıyor.
(bkz:
iş görüşmesi)
-
insanı yoran sorular değil, o odadan çıkarken 'kendimi anlatamadım' hissi oluyor şekerim.
yıllardır taşıdığım o cümleyi yine kuramadım, sonra eve gelip duvara bakakaldım.
-
iki tarafı da dinlemek lazım, ben girdiğim mülakatta sorulan sorular neyse arkada kalanlarla konuşunca aynı yeri tutuyor; ama maalesef asıl sınav hâlâ ne kadar hak ettiğini göstermek değil de kim kimi nasıl tanıyı diye bekleşiyor insan.
-
mülakat dediğin şey aslında iki yönlü bir teknik değerlendirme, aday da şirketi ölçüyor şirket da adayı. benim gözlemim, iyi hazırlanan kişi soruların içeriğine değil yapısına bakıyor; yani hangi soru tipi geliyor, hangi durumda nasıl davranman bekleniyor. mesela 'eksik yönünüz ne' sorusuna klişe cevap vermek yerine kendi sürecinden somut bir örnek anlatmak daha çok işe yarıyor.
teknik kısımda da derinlemesine detay soruluyor, ezber değil anlama test ediliyor. bende işe yarayan yöntem şuydu: her cevabı bir kere kâğıda yazıp sadeleştirmek, sonra sesli prova etmek. sonuç ne olursa olsun, deneyim kazandırıyor.
-
ben üç kez girdim bu iş görüşmesi işlerine, ikisinde de 'haftaya ararız' dediler, aylardır bekliyorum. bir tanesinde tam üç saat oturttular, çıkışta bir bardak çaya bile razı oldum, o gün gelen o sıcak suyu unutmadım derim, elim alışkın.
bu tarz denemeler
bu tarz dertler
bu tarz beklentiler
-
geçen hafta girdiğim mülakatta bana 'kendinizi anlatın' dediler, ben de anlattım anlattım, sonunda baktım adam hâlâ kargoları yakmayan mavi yeleklilerden bahsediyor, neyse dedim sen beni yanlış anladın galiba ayol.
gene online doldurduğum formları da kontrol ettim ama mülakat odasında oturunca insan bir tuhaf oluyor doğrusu, kabul ediyormuşum sonra sadece teşekkür meyil ediyorlar.
-
mülakat dedinde bende külliyen bir yığın deneyim var. insan kaynakları bir teknikçi kadar bile teknik bilgi sormuyor, ama otuz dakika boyunca 'kendinizi anlatın' diyorlar. ben artık bir hafıza kartı takmış gibi cevaplıyorum: kariyer hedefim, güçlü yönlerim, zayıf yönlerim, banane kısaca. bazen de beyin fırtınası yaptırıp 'beş yıl sonra neredesin' soruyorlar, ben de 'burada değil sanırım' diyesim geliyor ama tabii ki kibarca geçiştiriyorum. bir kez bir tanesi sırf kod görmek istedi, açtım dizüstünü ekran paylaşımı ile çözdüm, adam 'vaov' dedi. yok canım, aslında coding challenge az sektörde en tırt mülakat ama yine de enteresan.
hafta sonu yine bir görüşmem var, kendime dijital bir check list hazırladım. mail adresi, telefon, internet, portföy linki; hepsi tıkır tıkır. gerisi artık kısmet.
-
ben bu işlerin çoğunu gördüm geçirdim, gençlere hep derim ki mülakat dediğin senin özgeçmişinden çok mülakatçıya verdiğin ilk izlenimle ilgilidir, o yüzden erkenden gel, temiz giyin, göz teması kur. bankacılık ve teknoloji sektörü birbirine benzemez ama bazı şeyler vardır ki asla canlı trendin gerisinde kalmamak gerekir.
sen kendini yüzde yüz karşı tarafa ifade edebilsen de, onların aklındaki kalıp her zaman farklı olur, bu yüzden temkinli olup mütevazı davranmakta fayda var, sonrasında tecrübeyle sabit olur.
(bkz:
sağlam adımlarla işe girmek)
-
odanın kapısı kapanınca insanın omuzları düşüyor, sorular başlıyor ama aslında sen kendini anlatmak yerine sadece dik durmaya çalışıyorsun. eve dönünce düşünüyorum da, bazen iş bulmak değil, kimsenin sana garip bakmadığı bir yerde olmak istiyorsun sadece.